• 8th December
    2011
  • 08

Sığ

İnsanoğlu garip yaratılmış. Gün geçtikçe değişkenlik gösteriyorlar. Değişikliğe her zaman açık olmalı insan, ama bir yere kadar. Fazlası olmuyor işte zorlamayın, bayağı duruyor…

Ailenizin sizi Fransız kültürüyle büyütmesi değil önemli olan. Kendine kattığınız değer, okuduğu kitap, gördüğü şehir kadar büyüyor aslında her insan. Başkalarına sülük gibi yapışarak birşeyler öğreniyorsan bile değerlisin benim gözümde, ama yapıştığın insanı sülük beyninle alt etmeye çalışırsan komiksin. Hayatın boyunca okuduğun 1 kitabı anlatacaksın tabi ama, diğer kitaplarla karşılaştıramadıktan sonra okuduğunu ve eleştiremediysen kendi fikirlerinle, gülünçsün karşımda. Medyanın pohpohladığı insanlara özenmeni anlarım elbet, ancak onlarla baş edemeyecek olmana üzülürüm. Benim çocukluğumdan beri ailemle gittiğim tatile ilk kez gidiyor olabilirsin ama orada doğmuş gibi davranman güldürür beni çok. Akılsız olmanı kınamam, sadece kendini geliştirmemene kızarım, asıl akılsızlığın budur benim gözümde. Hayatında bikaç ay gece takılmışlığın olabilir, ancak bu konuda uzun geçmişi olan bana kafa tutabileceğini düşünmen de aklımı karıştırır, neyin kafasını yaşadığın konusu üzerine uzun uzun düşünürüm.

Düşünürüm. İçinden çıkamam. Sadece üzülürüm. Yıllardır öğrendiklerimi, bildiklerimi, sırlarımı anlattığım insanların, anlattığım dilden aslında hiçbirşey anlamamış olmasına üzülürüm, kendilerini nasıl geliştiremediklerini düşünürüm; değer yargılarının sokaktaki, medyadaki, gece klübündeki adamla aynı olduğuna üzülürüm.

Dedim ya üzülürüm. En çok da insanların 21 yüzyılda nasıl bu kadar sığ düşünebildiğini kendime açıklayamadığım için üzülürüm.

  • 27th April
    2011
  • 27

Medeni Hali: Hala Bekar

Kart ablalar var… Genelde 30 yaş üstü… Çoğu motor ve hepsi isterik.

Zamanında yedikleri hurmaların kıçlarını tırmalaması sonucu nüfus kağıtlarında şöyle yazıyor; “Medeni halleri: Hala Bekar”

Azgınlar…

Libidoları tavan…

Ve tıpkı bir sırtlan gibi yapışıyorlar gördükleri erkeğe, sivri sinek gibi kanlarını emiyorlar. Üstelik bu sırtlan “hala bekarlar”ın maktülleri 30 yaş altı erkekler. Çünkü onlar daha gençler, sexte daha aktifler, ve aptallar. Evet, aptallar! Siz olsanız hayatın çemberinden geçmiş, her türlü antinkuntinliği bilen, bu yaşa kadar düdüle düdüle sex bomb kıvamına gelmiş isterik bir sırtlanı mı tercih ederdiniz? Yoksa daha genç, yatakta numarası daha az, nazlı, muhabbet kuşu gibi bir kızı mı? Kartları seçenler çok olacak ki, bu motorlar 30 yaş altı bekar kızların ekmeğini yüzsüz gibi yiyip, piyasada kalifiyeli erkek bırakmamaktadırlar.

Hem de ne yemek!

Vesikasız çalışan sırtlanlar, soyu gittikçe tükenmekte olan yakışıklılarımızda milad etkisi yaratıyor; öncesi ve sonrası görenleri şaşırtıyor. Önce yakışıklı olanlar, sonra içi çürümüş olarak sırtlanlar tarafından piyasaya sürülüyor. Ve bu cougarlar, kan emecek başka küçük yakışıklı çocuklar arıyorlar. Sadece arıyorlar… Çünkü işin gerçeği; davul dengi dengine durumu; yani hiç bir küçük çocuk senin gibi yaşlı kart hatunu eş diye koluna takıp gezmez, sadece fantazilerde yanındasındır, gerçekte değil yani; ayıl artık buna! 

İşte bu yüzden; “Medeni Hali: Hala Bekar” 


PS: Tamamen esinlenilerek kaleme alınmıştır, kendimle hiçbir alakası yoktur. Nokta.

  • 8th March
    2011
  • 08

Kazan Dogurdu

Hatırlar mısınız bilmem…

Hani bahsetmiştim daha önce, hani kıskanç bir karı vardı, hani sevgilimle beni ayırmak için götünü yırtmıştı, sonra görücü usulüyle evlenip hamile kalmıştı, hani hani hani avokado gibi bir çocuğu olacaktı ya… Hah işte müjdeler olsun;

“Kazan Doğurmuş”

Hem de ne doğurmak!!! 9 doğurmuş karı. Yanlız bu avokado biraz erken gelmiş dünyaya… Sebebi ise bizim “Kazan”ın birkaç hafta önce düşüp götünü başını kırmasıymış. Röntgen çekilmesi için avokadoyu erken almışlar düştüğü kazandan. Götü kopsun demekten alamıyorum kendimi lan. Hatta yansın bitsin ve kül olsun. Kaltak!

Efendim, avokado bebek mini minnacık gelmiş dünyaya. Kıyamam lan ufacıkmış. Tıpkı anasının beyni gibi. Ama üzülmüyor değilim hani, bunlar doğuruyor doğuruyor sonra etrafta  ….. çocukları fink atıyor. Ne ne ne? Fesatlık yapma lan, noktalı yere “Kazan” gelecek. Hatta “Patlak Kazan”, hani götü patlamıştı ya o baapta yani. Dalga geçmiyorum olm, “İlahi Adalet”e oldum olası güvenmişimdir. Hep. Her zaman.

bkz.;

İlahi Adalet… Hep ders verir… Mesela bu hikayemizden çıkaracağımız ders şu:

Zamanında aldığın ahlar, gün gelir götünde patlar.

       ya da

Etme eşşekle muhabbet küstürürsün,

Silme götünü cam kırığıyla kestirirsin.

PS: Hayırlı uğurlu olsun lan, ne de güzel bir bok yedin! Hırsınla doğurduğun avokadona boncuk tak da nazar değmesin. Hah!

  • 8th March
    2011
  • 08
  • akillibidikk   @06melihgokcek Neden twitter’ı CHP’ye laf sokmak için kullanıyorsunuz merak ediyorum. (siyasi görüşüm yok, dedim ya merak ediyorum)
  • 06melihgokcek   Sizleri uyarmaya çalışıyorum. Görün CHP’nin yukarıdan aşağıya nasıl döküldüğünü. Bir yanlışlık yapıp CHP’ye oy vermeyin diye. @akillibidikk
  • akillibidikk   @06melihgokcek Neyse ki herkesin aklı ve gözü var, ama oy toplama politikanızı beğenmedim değil hani. Bol şans.

- Sizce de çeşitli paylaşım ağlarında seçmen kovalayan şahıslar, facebook’tan karı kaldırmaya çalışan kendini bilmezlere çok benzemiyorlar mı?  (bkz. boşa kürek çekmek)

  • 4th March
    2011
  • 04

Virus

Virüs… Mikroskobik tanecikler… Canlı hücreyi(seni, beni, onu) enfekte ederek çoğalabiliyorlar yani. Bir de hücre dışında çoğalamıyor bu beyinsiz şey, hücrelerime nüfus ediyor. Tabi nüfus ettikçe veriyor ateşi, veriyor öksürüğü.

Göya en gelişmiş varlık insanMIŞ. Sikerim lan böyle gelişmişliği ben! Ufacık bir virüs bana giriyor, koskoca beni yataklara düşürüyor ve ben en gelişmiş canlıyım öyle mi? Önemli olan boyutu değil işlevi derken virüsü kasdetmiş olacaklar ki; küçücük bir virüs yüzünden kocaman ben yataklara düştüm inanabiliyor musun? Ben… Koskoca ben!

Bir de hasta olunca “C Vitamini” al diyorlar. Amk sanki C Vitamini virüslerde sinek ilacı etkisi yaratıyor da geri püskürtüyor.

İlaç iç diyorlar bir de. Abi ilaç dediğin şey “Sözde” gelişmiş canlı olan insanın icadı birşey. Allah vergisi bir garip bedenim kodumun minicik virüsüne karşı koyamıyorsa ilaç ne yapsın diye düşünmeden de edemiyor insan.

Anlayacağınız, ben çok hastayım.

Ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum ama yaşadığım süre içersinde hiç bir virüse atar yapmayacağıma, terliyken soğuk su içmeyeceğime ve bir daha mini etek giymeyeceğime and içerim.

PS: Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek bu olsa gerek, keza ayağa kalktığımda ilk işim virüslerin gelmişine geçmişine… Portakal suyu püskürtmek olacak.

  • 2nd March
    2011
  • 02

Teletubbies

“Bir aşk için yapabileceğin şey………”  diye başlayan tırışkadan nameler var.

Ama ben sana doğrusunu söyleyeyim o işin; aşk için bir bok yapamazsın!

Ya aşık olursun ya da olmazsın.

Ya aşık olur ya da olmaz.

İşte bu kadar basit!

Bu 2 cümlenin dışında yapabileceğin başka bir bok yok! Çünkü birini tanıdığın ilk 1 ay boyunca aşık olmadıysan, bir daha o kişiye aşık olma ihtimalini yitirirsin; maksimum sevebilirsin o saatten sonra. Aşık etmek için ne çevirdiğin numaralar işe yarar, ne de yaptığın nazlar. Adamın sana aşık olabilitesi yoksa eğer, saçını da yolsan götünüde yırtsan; 

“BU  İŞ  O-L-M-A-Z !!”

Yok “arkadaştık, sonradan böyle bir kıvılcım oldu çıkmaya başladık” ; yok “seneler sonra onun benden benimden ondan başka kimsemiz olmadığını anladık” falan… Yemezler oğlum işte, siz bildiğin çıkar ilişkisi için birliktesiniz; artık göbeğinizdenmi televizyon izlersiniz yoksa kıçınızdan mı bilemiyorum ama düpedüz Teletubby’ler gibi güçlerinizi birleştirmişsiniz. Aleni, açık ve net. Renkleriniz farklı, boyutlarınız farklı (bkz. Twinky-Winky, Dipsy, Lala, Po)… Dağlarda, tepelerde, hayal dünyasında aşk yaşıyorsunuz falan diye anlatıyorsunuz ya hani; dikkat edin boynuzlarınızı çarpmasın birbirlerinize. Bir de o konuşan güneş meselesi var ya hani size akıl veren; işte o da size gaz verip başınızı bağlamaya çalışan ve etraftaki diğer erkeklerin/kızların ona kalacağını düşünen şeytan aslında. Öyle şirin göründüğüne bakmayın; kuyunuzu kazıyor haberiniz yok. Ayakta uyumayın lan! 

Velhasılkelam bana götünü yedim ayakları çekmeyin arkadaşlar. Şöyle saçma salak şiirden bozma kafiyeli düz yazılar ne yazın ne de paylaşın.

Gözünüzü seveyim…

  • 23rd February
    2011
  • 23
 
ŞİZOFRENDİ. YEMİN EDERİM.

Bir arkadaşım vardı…
Arkadaşım hayali değildi ama onun hayali arkadaşları vardı, güzel burunlu bir sevgilisi vardı, trilyoner babası vardı, şöforle gezen hayalet bir annesi vardı, orjinal çantaları vardı, evet vardı (NAH).
Mutluydu bu hayal dünyasında, ama bilmiyordu; o bir şizofrendi. Hem de sevgilisinden dayak yiyip türk filmindeki gibi aşk yaşadıklarını iddia edecek kadar. Şizofren…
Boğazda bir yalı da otururmuşcasına anlatırdı kendisini ve hayatını çevresindekilere… Sanki yalısının önünde Amerikan bandrollü yük gemisi demirli orospu çocuğunun. Bir de hayatında 3-5 kez kapısından içeri girdiği sikindirik bir mekana gittiğinde facebooku’na: “X’te sufle yemeye bayılıyorum, hımmmm” yazdıkça, şerefsizin anasının bi tarafından sufle yiyerek çıktığından şüphelenirdim hep. O koca çenesi 5 dakka durmaz gecelerce kafa sikebilitesi yüksek bir arkadaştı bu. Sevgilisinin evindeki plazmaları anlatırdı. O zaman yüzüne söyleyememiştim, “Götüne girsin o plazmalar!”.
Olmadık şeyler uydururdu. Kafasında tilkiler sevişirdi adeta, saatlerce, durmaksızın. Etrafta olup bitenlerden bu arkadaşa ne diye düşünürdüm hep, ona girip çıkan neydi hiç anlayamadım. Çin malı çanta takardı gerçek derdi, fake tokasının içinde marka yazdığını idda ederdi… Dedim ya şizofrendi. Aslında hiç biri gerçek değildi.
Üflesem yıkılcak bir yerin satılacağından bahsederdi bir de. Satıldığında kendine 67821676961 trilyon para kalacağını hayal ederdi, etmezdi yaşardı adeta şerefsiz. Dedim ya değişik bir kafa yaşıyordu, burnunu karıştırıp kıçına sürdüğüne eminim. Bir o kadardı halktandı aslında.
Sinir krizlerine girerdi. Bayılıyor gibi yapardı ama hiç bayılamadı, gözlerinin feri hiç gitmezdi. Bizi yemeye çalışırdı. “Ulan Kapalıçardı görmüş çocuğuz biz, senin bu götünü yedim ayaklarını yermiyiz” derdim içimden. Hiç yüzüne söyleyemedim, lama gibi tüküremedim ağzının ortasına. Saçlarına yapışıp çekemedim, kaynaklarını kıçına sokamadım. Şizofrendi. Ya ısırırsaydı?
Biraz önce haberini aldım, hala yaşıyormuş; kafa yine aynıymış, kısa devre yapamamış. Siz siz olun hamileyken fazla seks yapmayın, yoksa çocuğunuz doğduğunda pembe bulutların varlığını iddia edebilir ya da kıçında çiçek açtığına inanır fln fln fln…
Gülmeyin lan öyle. Şizofrendi. Sevgilimin ondan sakız istediğini bile iddia etti. Yemin ederim.

ŞİZOFRENDİ. YEMİN EDERİM.

Bir arkadaşım vardı…

Arkadaşım hayali değildi ama onun hayali arkadaşları vardı, güzel burunlu bir sevgilisi vardı, trilyoner babası vardı, şöforle gezen hayalet bir annesi vardı, orjinal çantaları vardı, evet vardı (NAH).

Mutluydu bu hayal dünyasında, ama bilmiyordu; o bir şizofrendi. Hem de sevgilisinden dayak yiyip türk filmindeki gibi aşk yaşadıklarını iddia edecek kadar. Şizofren…

Boğazda bir yalı da otururmuşcasına anlatırdı kendisini ve hayatını çevresindekilere… Sanki yalısının önünde Amerikan bandrollü yük gemisi demirli orospu çocuğunun. Bir de hayatında 3-5 kez kapısından içeri girdiği sikindirik bir mekana gittiğinde facebooku’na: “X’te sufle yemeye bayılıyorum, hımmmm” yazdıkça, şerefsizin anasının bi tarafından sufle yiyerek çıktığından şüphelenirdim hep. O koca çenesi 5 dakka durmaz gecelerce kafa sikebilitesi yüksek bir arkadaştı bu. Sevgilisinin evindeki plazmaları anlatırdı. O zaman yüzüne söyleyememiştim, “Götüne girsin o plazmalar!”.

Olmadık şeyler uydururdu. Kafasında tilkiler sevişirdi adeta, saatlerce, durmaksızın. Etrafta olup bitenlerden bu arkadaşa ne diye düşünürdüm hep, ona girip çıkan neydi hiç anlayamadım. Çin malı çanta takardı gerçek derdi, fake tokasının içinde marka yazdığını idda ederdi… Dedim ya şizofrendi. Aslında hiç biri gerçek değildi.

Üflesem yıkılcak bir yerin satılacağından bahsederdi bir de. Satıldığında kendine 67821676961 trilyon para kalacağını hayal ederdi, etmezdi yaşardı adeta şerefsiz. Dedim ya değişik bir kafa yaşıyordu, burnunu karıştırıp kıçına sürdüğüne eminim. Bir o kadardı halktandı aslında.

Sinir krizlerine girerdi. Bayılıyor gibi yapardı ama hiç bayılamadı, gözlerinin feri hiç gitmezdi. Bizi yemeye çalışırdı. “Ulan Kapalıçardı görmüş çocuğuz biz, senin bu götünü yedim ayaklarını yermiyiz” derdim içimden. Hiç yüzüne söyleyemedim, lama gibi tüküremedim ağzının ortasına. Saçlarına yapışıp çekemedim, kaynaklarını kıçına sokamadım. Şizofrendi. Ya ısırırsaydı?

Biraz önce haberini aldım, hala yaşıyormuş; kafa yine aynıymış, kısa devre yapamamış. Siz siz olun hamileyken fazla seks yapmayın, yoksa çocuğunuz doğduğunda pembe bulutların varlığını iddia edebilir ya da kıçında çiçek açtığına inanır fln fln fln…

Gülmeyin lan öyle. Şizofrendi. Sevgilimin ondan sakız istediğini bile iddia etti. Yemin ederim.

  • 22nd February
    2011
  • 22

Kavşaklar ve Yavşaklar

Ne garip… İnsan önce birşeyi ister, sonra yapmaya karar verir, yapacağına inanır, harekete geçer. Karşısına engel çıkmazsa baş koyduğu yolda ilerler. Peki ya engel çıkarsa? Ne yalan söyliyim, bu güne kadar karşıma engel çıkmayan bi yolda hiç yürümedim ben. Uzaktan baktığımda “Oooo bu yol pürüzsüz yürü mel” diyip sonra engelle karşılaştığım çok oldu, hatta hayatımın düzeni bu oldu desem yeridir. 

Peki neden bu talihsizlik? Paratoner misin be mübarek insan evladı? Yoksa kodumun dünyasında bahtsız bir deve mi? Ya da kutup ayısı hikayesindeki ayı? Dıııt. Hiç biri değil! Doğru cevap gideceği yolu doğru düzgün bulamayan ve defalarca kıçına GPS taktırmak için türlü makamlara başvurmuş ancak geri çevrilmiş bir garip kulum ben. Evet, hep yanlış yolu seçerim ve ben buyum, mutsuzum.

Peki ya önüme çıkan engeller? Hatta kavşaklar? İşte hayatımı siken nokta bu; kavşaklar! Oraya mı gitsem buraya mı gitsem derken arkadan gelen arabaların kornalarını duyarsın hani bir panikler “Sikerler ya gir şu sokağa” dersin ya, hah işte bendeki psikoloji tam anlamıyla bu. Sikerler. Evet abi, seçeneklerim sonucunda düdülen ve kavşaklara karşı olan bir deveyim. Davam olur mu olmaz mı bilemiyorum ama bahtsızlığıma alıştım aslında biraz… Verdiğim kararın yanlış olduğunu bile bile üstüne gidiyorum. Dedim ya “Sikerler”. Peki ya yolumda karşıma çıkan yavşaklar?

“Kavşaklar ve Yavşaklar”

Sikerler…

  • 22nd February
    2011
  • 22

Laftan Anlamayan Adam

Bir insanın sınırlarını fazla zorlamak demek, onun yapacağı karşı atağa hazırım demek değildir de nedir? “Yapma” diyorsun, yapıyor; “Yaparsan kötü olur” diyorsun, yapmaya devam ediyor; amk peki bu zangoç kılıklı herif benden ne istiyor?

Dayak? Küfür? Hayır hayır, resmen bana git diyor; git diyemiyor kendini böyle ifade diyor, sıkılıyım ve gidiyim… Peki ben ne yapıyorum. Sabrediyorum; yaptıklarını bir bir yazıyorum. Neden mi? Sabrım taştığında yaptıklarını tek tek yüzüne söylemek için. Evet, sinirierime yazık ama amk bu da benim huyum napiyim! Sabrediyorum; adam etmeye çalışıyorum, insan olması yolunda hayırlı işler yapıyorum. Ama yok! Köpeğime pede çiş yapmasını öğrettim ama bu adama alkolü ağzıyla içmesi gerektiğini öğretemedim. Köpeğime alt kata inmemesini öğrettim ama bu adama sinir kat sayımı yükseltmemesi gerektiğini öğretemedim. İnsan mı, uzaylı mı nasıl bir yaradılış anlayamadım. Ben yapamadım.

Peki şimdi soruyorum Tanrı’ya: Allah’ım. Tamam, kaderimde algılama kıtlığı çeken bilimum insanla uğraşmak var anlıyorum ama şunların eğitilebilirlik düzeyleri yüksek olanlarından bir kaç tane şahsıma gönderirsen, bir kaç tane olmasa da olur hani aralara serpiştirsen mesela çok kıyak olmaz mı? Bunlarla bu dünya dar bana.

ps. Gezegene küstüren adama ithafen.

  • 19th February
    2011
  • 19
Romeo: Senin dudaklarınla dudaklarım günahlarından arındı.
Juliet: Öyleyse günahların dudaklarımda kaldı.
                                                                   “W. Shakespeare”

Romeo: Senin dudaklarınla dudaklarım günahlarından arındı.

Juliet: Öyleyse günahların dudaklarımda kaldı.

                                                                   “W. Shakespeare”